Önümüz bayram Fazıl… Nasılsın sen? Hayatın ne renk? Hangi rengi seversin sen? Fazıl bi’ saniye sana sormuyorum. Mor… Bordo… Bordo bordoluğunu bilecek ama.
Bayram ne zaman Fazıl?
Deprem olmuştu bundan birkaç yıl önce. O yıl bayram ne zamandı? Bayram var mıydı? Tanrı’nın var olduğu andan itibaren mi geldi bayramlar? Tanrı’nın bayramı mı bunlar? Biz bayram oluşturamıyor muyuz Fazıl? Babanı arayıp sorsana Fazıl. Bayram oluşturabilmek için kime başvurmalıyız? Dur bi’ saniye. Ben açıp sorayım. Statü atladı bizimki… Yeni yetenekler gelmiş midir? Biliyor mudur bazı şeyleri daha fazla? Mor ve bordoyu ayırt edebiliyor mudur? Ve bayram..? Bayram ne zaman Fazıl? Fazıl omuzların amma dar! Alın yazını da okuyabiliyorum buradan. “Melek” yazıyor. Çığlık feryat ağlıyor alnındaki kırışıklıklar. Ölmüş. Biri ölmüş. Kırışıklık önleyici mi kullanıyorsun Fazıl? Puşt musun? Ne demeye üzüyorsun kırışıkları?! Puşt F… Baba… Nassın? Fazıl’la konuşuyordum. Ona kızıyordum. Sana bir şey soracağım. Biz Eylül’e girdik diye mi bayram var? Bayram olduğu için mi Eylül geldi? Bayram önceden Eylül’e yerleştirilmiş miydi? Bayramın varlığı belli olduğu için mi güzellik Eylül’de dünyaya geldi? Ve ayrıca, Eylül mü Şubat mı diye sorsan Şubat’la yarışacak bir ay oldu. Erkek bir kuş aldım. Adını da Eylül koydum. Dünyanın tek, erkek Eylül’ü… İsimler neden kız ve erkek ismi olarak ayrılır baba? Dur ama sorum bu değil? Önümüzdeki bayram…
Kızım… Adını ne koyalım senin? İleride nefret edeceğin, kimliğinden çıkartacak kadar tiksineceğin bir isimden uzak duralım. Sen on beş yaşındasın. Seni on beş yıldır renklerle büyüttüm. Bordo ve morun farklılığını hissettirerek büyüttüm. Ve maviyi de pek sev diye tembihleyerek… Sana isim koymadım. Haydi seçelim… Benim adım Gündüz Alp’ti… İyi ki “-ti”… Alışamazdım. Yorulurdum. Yıpranırdım. Sonra anne birey beğenmiyor. Değiştiriliyor. Şimdi ki gibi oluyor. Yazmamayım ki hikayenin yazarı belli olmasın. “Uh ulen ne gizemli adam!” densin! “Mavi!” diye fısıldadın az önce… Senin adın Mavi Eylül olsun. Sonra bir kardeşin olsun adını Şubat koyalım.
Annem ve babam çalıştığı için ninemin elinde büyüdüm ben Fazıl. Ufacık bir ninem vardır. Ufacık da bir büfemiz… Dedem, bir zamanlar herkesin dedesinin külhanbeyi olduğu yıllarda Al Capone gibi adam… Sonra, bakıyor diğer arkadaşları bayramlarda elini öpen çocuklara paralar dağıtıyor. Ama yabancı çocuklar değil. Hepsi torun torba sahibi… Bizimki para, mal, mülk sahibi ama yalnız… Oturuyor bir gün bir merdivenin basamağına… Koyuyor alnını avucunun ayasına, başlıyor söylemeye, “Bayram gelmiş neyime anam anam garibem.” Üstelik kan da damlarmış yüreğine. “Hoop!” diyor külhanbeyi ruhu. “Sen yerleri gökleri inleten, parayı önünde köpek eden, pislikten alıp mazluma veren Cyrus’un. Kendine gel babalık!” diyor. Bizimki kafasını kaldırıyor elinden. El parmaklarını avucu yukarı bakacak bir şekilde birbirine kenetliyor. Bir yazı var. Ya Tanrı! Elini birleştirince “Alla” yazıyor. Diyor ki “Evrende kim var adını elime yazabilecek ulan?” diyor? Bak sen asi ruha! “Ulan!” diyor, kepaze herif. Ağlamaya başlıyor. Özür diliyor. O zamanlarda da Allah var muhakkak… İnanıyor bizimki. Diyor ki “Ya Alla!” sonra gidip sıcak leblebiyle gazoz alacakken Hacı Rüstem’e anlatıyor durumu. O zamanlar Dünya, altı milyar nüfusa sahip değil Fazıl. Sen de üç milyar ben diyeyim 4 milyar… “Üç milyar.” Dört milyar. Puştsun Fazıl. Dur anlatıyorum. Hacı Rüstem, ne bildiğini soruyor ve soruları varsa sormasını söylüyor. Bizim Cyrus diyor ki, “Hocam bir Aleyk var niye ona selam verip duruyorsunuz? Bir de Tanrı’nın, Süphan Dağı’yla ne gibi bir muhabbeti var da sürekli “SüphanAlla” çekip duruyorsunuz?” Eh bre tatlı adam… O kadar bilmiyor. Açıyor gazozunu çocuk gibi yudumluyor. Hacı Rüstem, Tanrı selamını anlatıyor. Ama “Alla” olmadığını “Allah” olduğunu söyleyince dedem delleniyor. Diyor ki, “Sen benim Alla’ma nasıl değil dersin?” çıkartıp vuruyor Hacı Rüstem’i. Sonra diyor ki ben cihad yaptım. Alla için adam vurdum. Gazoz içerek yan dükkana giriyor. Orası hacılar dükkanı. Hacı Yasin var. Ona anlatıyor olanları. Diyor ki, “Rüstem haklı, Alla değil O, Allah!” Cyrus yine çıldırıyor, tadank tadank! Vuruyor. Sonuna da ekliyor, seni gidi gavur tohumu kafir, seni… Sonra dağa kaçıyor. Süphan Dağı’na… Tanrı’yı aramaya başlıyor. SüphanAlla, SüphanAlla diye geziyor. Gezgin oluyor bizimki. Tam delirecek böyle… Karşısına bir adam çıkıyor. Çok sakin. Çok dingin. Soruyor, “Neden buradasın?” diye. Anlatmaya başlıyor. Adam sakinliğiyle bizim Capone’u da sakinleştiriyor. Diyor ki, “Yanlış anlamışsın, Allah burada değil.” Dedem, “Ya benim Allah’la işim yok zaten o sana kalsın, Alla lazım bana!” diyor. Adam, “Nedir bu Alla? Anlat hele.” diyor. Bizimki büyük bir heyecan ve bilgelikle parmaklarını yine birleştirip adama gösteriyor. “Oku!” diyor. Sonra heceliyor… “Bak, Al-la, yazıyor.” Adam tebessüm ediyor. “Bundan dolayı mı inandın sen?! Ey göbekleri beyaz, gövdesinin geri kalan her yeri siyah ve uçamayan tek kuş olan Penguenlerin yaratıcısı Allah’ım, sen ne güzel bir Tanrı’sın.” diyor. Sonra anlatıyor her şeyi. Cyrus adını değiştiriyor. “Siyruz” yapıyor. Gidip evleniyor. Çocukları oluyor. Ve torunları da… Sonra bir büfe açıyor. Bırakıyor kabadayılığı. Bir torunu var ki çok tatlı; dünyalar tatlısı… Ama böyle topaç gibi çocuk… Resmen Tanrı’nın bir lütfu… İşte ben bir gün bisiklet sürüyordum büfenin önünde. Kırmızı bir bisikletti. Ortadan ikiye yarıldı üreticisini sevdiğimin(!) bisikleti… Bir parçası bir elimde diğer parçası diğer elimde yürüye yürüye büfeye döndüm. Dedemin göğsü kabarmıştı. “İşte Siyruz’un şanlı torunu böyle ikiye ayırabilmeli demir parçalarıyla yapılan bir eşyayı.” diyordu. Göbeğine yasladım kafamı. Ağladım. Hüngür hüngür ağladım. O gün anladı benden kabadayı olmayacağını. Sonra annem geldi, renkli sakızlardan aldık. Parasını verdik. Gittik. Babama sorsana Fazıl, bayram yakınlaştığı için mi Eylül geldi, Eylül var olduğu için mi bayram geldi?
Severim.
Çünkü neden sevmeyeyim ki?!
…
Bu eserin telif hakkı yazarın (Ertuğrul KOÇLAR) kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.