Cemre ve Mercan Saçan Yüküm Lal-i Gevher…

Cemreler düşmüş… Düşmüş mü? Düşecek mi? Yüküm lal-i gevher mercan saçmış mı?

Aşık oldum.

Lal lal lal…

Yek! Du! Se! Çar!

Fazıl… Aşık oldum. Olacağımı söylüyordum ama sana. Bir gün aşık olacağımı söylüyordum sana.

Fransız…

Fransa’ya ve kadınlarına garip bir hassasiyetim olmuştu bunu da bilirsin pek âlâ, Fazıl. Bir gün oturuyorum. Durdum birden. Dedim ki aşk… Çişim geldi. Kalktım. Tefler çalıyordu. Dum teh teh… Dum teh teh… Sonra dedim ki, “Bu melodi Fransa’ya ait değil…”. Zarifti. Hiç şambali yedin mi Fazıl? Ooo! Bizim oralarda şambali milyonerleri vardır. Adam sabahtan gelir iki tepsi şambalini satıp gider. Ufacık, beyaz bir seyyar arabası vardı… Paranın para olduğu zamanlar 3 liraydı tanesi. Yanında da şerbetçi vardı. Ama ondan hiç şerbet içmedim. Boyalı onlar çünkü.
Cemreler düşmüş. Düşmüş mü? Düşecek mi? Dolar ne olacak Fazıl? Üçe vurdu… Ya altın? Altınları satalım mı Fazıl? Cemreler düşünce yine alırız.

Selamun aleyküm Marrie!

Nassın?

Bak şimdi sana nasıl aşık olacağımı anlatacağım.

Sen çok önceden yaratılmışsın. Bunu biliyorsun. Üstelik ben senden önce getirilmişim. Pirler, sultanlar, abdallar varmış benim zamanımda da sen gelene kadar ölmüş. Bir yıl çok şey değiştirmiş. Alın yazısı diye bir şey vardı o zamanlar. Mukadderat… Yazgı… Ve daha bir sürü şey. Pirler okuyup üflüyordu. Benim de vardı bir tane. Ya Hâk! Hobbaa! Cezbe gelirdim ilk zamanlar. Sonra dedim ki “yok!”… Baak! Bendeki cesarete bak! “Yok!” dedim. “Tanrı’yla kendim konuşacağım.” dedim. O gün bugündür konuşuyorum. Sen? Giriyor musun hayatıma bilmiyorum. Bazen var oluyorsun; birden yok oluyorsun. Nahoş. Bu çok nahoş değil mi Fazıl?! Fazıl, babanın şarap çanağına tükürürüm! Konuş! Şurada cemreler ne zaman düşecek muhabbeti yapıyoruz! Memleket yanıyor! Memleket? Cemre?

Merhaba ben Zühtü. Fazıl’ın en yakın arkadaşı. Dişlerim kendimi bildim bileli tellidir. Islık çalamam. Tecrübe istemişsiniz. Islık çalamamak sizce de bir sorun mudur hanımefendi? Siz..? Sizinle daha önce de görüşmüş müydük? Adınız neydi? Bir saniye ben söyleyeyim. Cemre… Ateş gibi… Düş artık! Düş..? Düşme! Düşse… Cemre..? Ben seni tanıyorum bir yerden kadın! Çok samimi geliyorsun bana. Zarifsin. Naifsin. Ey izzetli Tanrı! Ey Zül-Celâli vel İkram! (Fazıl, şavk nedir bilir misin Fazıl? Küçüksün Fazıl, ufacık bir şeysin. Şavk, yakan bir şey, yakıcı bir şey… Ahh güzel Tanrı’m nasıl engin bilgiye sahip bir adam demiyor musun içinden? De. Öyleyim alim Tanrı! Fazıl babanın şarap çanağına tüküreyim Fazıl!) Hanımefendi? Bana çok tanıdık geliyorsunuz. Bizim mahalleden biri gibi değil. Bizim mahalledekilerle aram pek iyi değildir. Hep bana “dombili höbelehebele!” derlerdi. Siz benim cansız kutup ayıcığım gibi tanıdıksınız. Maviydi. Ufacıktı. Ben dev gibiydim. Kuduruşurduk. O zamanlar ıslık çalabiliyorum tabii… Ama hiç çalmazdım. Tecrübe? Tecrübeliyim birçok konuda. Gök gürüldediğinde bir keresinde, korkup, duvara kafa atmıştım. Sonraki her gök gürültüsünde fevkalade bir refleksle yorgana sarılabildim. Sonra… Bir keresinde ışıkların hiç olmadığı bir yerde gökyüzüne bakınca kırmızı yanıp sönen yıldızların aheste aheste kaydıklarını görmüştüm. O günden sonra her gece yıldız kaymalarını izlemeye giderdim. Uçakmış. (Fazıl, bir gün, Allah belamı versin, öyle bi’ yıldız kaydı ki! Dedim haaadi oradan! Apaydınlıktı.) Bunu da tecrübe ettim. Yıldız kayması dediğimiz şey göktaşı düşmesiymiş. Bakın bence sırf bunu bildiğim için bile tatlı olabilirim. Cemre Hanım?! Ben sizi bir yerden tanıyorum. Allah, pir, peygamber, çarpsın ki tanıdık geliyorsunuz. Gülün bakayım. Yapma! Bir daha sakın bunu yapma! (Fazıl, cemreler, Fazıl… Fazıl, nassın, Fazıl… Fazıl, iyileştir beni. Bu kadın, Fazıl… Fazıl anneni seveyim senin!) Ben size kızmak istemedim. Bi’, bir saniye! Bir gün bankadan para çekiyorum. O zamanlar çok zenginim. Paramı bankaya yatırıyorum. Sonra parayı çektikten sonra dalgın bir şekilde aşağı indim. Dar bir sokaktı. Araba hızla sokağa girdi. “Hooopp! Ullleeaaa!” dedim. Adam çıkarttı camdan kafasını, “Ne dedin sen? Bir daha tekrarlasana!” dedi. “Biriz dihi yiviş gilibilirsiniz biyifindi!” dedim. “Sus ulan!” dedi. Kızdım. Silah gösterdi. O gün bugündür kimseye kızmıyorum. Bu da yeterli bir tecrübe bence. Yine de ıslık çalamadığım için almayacak mısınız? Cemre… Ahh afedersiniz… Hanım! Ben sizi bir yerden tanıyorum. Nerelisiniz siz? Benim babam Kartal’da askerlik yapmış, oralı olun ki bir ortak bağ kurayım sizinle. (Fazıl, düştü mü, Fazıl? Fazıl geri dönmez artık giden sevgililer dedikten sonra ıslık çal, sonra kahredip geçiyor en güzel günler deyince de keman sesi çıkart. Fazıl baban diyorum, Fazıl… Nasıl? İyidir inşallah.) Gözlerinizin üstündeki şeyi neden kullanıyorsunuz? Gözleriniz çok mu bozuk? Bakın şimdi… Gözlükleri çok severim. Tanrı bu sevgiye karşın yüzde yüz on gören iki göz vermiş. Çok ciddiyim. Bir gün doktora gittik anneciğimle. Ama bana göre körüm. Oturdum koltuğa testten geçtim. Doktor en küçük harfe geçip testi durdurdu. “Gözleri çok iyi bunu da göremez zaten.” dedi; “yukarı bakan E!” dedim. Sustu. “Oğlunuz yüzde yüz on görüyor.” dedi. Dedim ki, “Adam olacaksın!”. Sonra annem bana gözlük almadı. Paramı biriktirdim. Gittim aldım bir tane. Yuvarlak böyle. Çok hoş. Ama hiç alışmamışım ki. Bir gün yüzümü yıkayınca küt diye gözlüklü yüzüme çarptım elimi. Sonra bir daha hiç gözlüklü yüz yıkamadım. Nasıl? İyi bir tecrübe değil mi? Islık mı? Cemre Hanım! Çay sever misiniz? Ben çok severim. Düşün artık. Düşmek? Düş… Ya sen bir daha gülsene… Diş rengin ve dudak renginizi… Unutamam… Unutturamam da… (Fazıl düştü mü? Fazıl, “değil” de, Fazıl lütfen düşündüğüm şey olmasın! Fazıl ebeni öpüyorum, Fazıl!)

Cemre Hanım? Cemre… Düştü Fazıl… Müziği geri sar. Göz rengi neydi? Açık bir renkti. Yeni gördüm. Az önce… Fazıl, Cemre… Kimdi, Fazıl? Fazıl senin o babanın… Fazıl imanım gevredi Fazıl. Cemre benim rüyamdı. Islıkta ondan ısrarcıydı. Rüyada ıslık mı çalınır? Fazıl sana bir şey söyleyeyim mi? “Şavk”, yakan bir şey, yakıcı bir şey değil. Fazıl, ben çok engin bilgili bir adam değilim. Fazıl, o apaydınlık yıldız… Fazıl, o rüyaymış. Fazıl, Cemre, zühre yıldızı olmuş ete kemiğe bürünmüş yazgım olmuş. Fazıl, Cemre düştü mü? Düşmesin! Fazıl! Cemreler düşmesin. Fazıl, eben… Ebenin… Ellerinden öpeyim.

İyi ki varsın Fazıl.

Bir gün var olacak mısın cemre?

Özel isim misin sen? Büyük yazmadım.

Bir gün var olacak mısın Ce..?

Fazııııl, (dıfıtpıppss)

Gel gazoz açtım.

Öpüyorum.

Bu eserin telif hakkı yazarın (Ertuğrul KOÇLAR) kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Bu yazı Denemeler ve Hikayeler, Ertuğrul KOÇLAR kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.