Uzunca bir palto…
Kadife…
Elleri üşümüş, kıpkırmızı, saçları da grimsi olmuştu son günlerde…
Babam…
Çevresinde buz gibi bir kalkan vardı…
Hoş bir buz kütlesi…
Sımsıcak çocuktum, ateş basardı akşamları,
O buz gibi adam mis gibi göğsüne basardı kafamı.
Evin içinde dolaşır dururdum.
Mercimek çorbasını da çok severdim üstelik.
Uğultuya ve ritmik sese dayanamaz hemen uyurdum;
Giderdi fırsattan istifade dördüncü olmaya,
Biricik, kocaman babam…
Grimsi saçları vardı…
Yaşı kırktı.
Annem odanın merkezinde portakalları son derece simetrik keserken,
Babam evden çıkmaya kalktı.
Koyu yeşil bir koltuk grubumuz vardı.
Dört tane küçük yastığı…
Üstünde yirmi altı bin on dokuz farklı desen detayı…
Babam annemle vedalaşmaya gelmişti.
Kalktım.
Dedim ki: “Gidemezsin!”
Gidemezsin çünkü ben açım.
Gidemezsin çünkü ben sıkılırım.
Üstelik bu kadar detaya sahip koltuk takımını bırakıp nereye gideceksin?
Gidip gidebileceğin,
Beyaz bir iskemle ya da makam koltuğunda dönerek eğleneceksin…
Ayaklarına kapandım.
Çorapları siyah ve çizgiliydi.
Saydım, dört çizgi solda; beş çizgi sağdaydı.
Soldaki biraz daha asimetrikti.
Fluydu sesler…
Annem, “Gel bunu ye!” derdi,
Babamın diz kapağı, bir keman gibi omzuma oturuverdi.
Az önce saydığım şeyleri söyleyemedim.
Gitmeye çalıştı babam.
Yerde birkaç santim sürüklendim.
Aldı kucağına, öptü göğsümü,
“Haydi uyuyalım seninle paşam!”
Odaya götürdü…
Dopdoluydu içim.
Kımıldamadım bile o benden önce uyudu diye.
Deli divane gibi uyurum ben normalde.
Dalmışım.
Buz kestim bir ara.
Bir uyandım,
Sanki yalnız kalmışım bilmem kaç milyarlık ıssız bir adada.
Kandırılmışım.
Babam…
En sevdiğim adam…
Gitmiş…
Yok olmuştu birden.
Odadan sırılsıklam çıktım.
Hiç dönmemiştim ki kıvrıldığım yerden.
Neden?
Annemin yanına koştum.
Hâlâ portakal soyuyordu.
Çıktım.
Başka bir yere geçtim.
Başka bir bina…
Başka bir oda…
Ağlamaya başladım.
Yandan bir adam girdi,
Bir elinde gazoz,
Cebinden de gofret sarkıyordu.
Babam değildi bu adam.
Çaycı Recep’ti.
Babamın nerede olduğunu hiç söylemedi.
Şimdi anladın mı neden gazozu ve gofreti bu kadar çok sevdiğimi?
Babamı beklerken hep onlarla yetindiğimi…
Ay gel hele gel..!
Büyüdüm artık…
Babamdan ayrı yaşayacak kadar büyüdüm.
Hem beklemiyorum onu artık…
Bu yolda birkaç adım yürüdüm.
Ne içersin?
Ben, gazoz olmasaydı, alkolik olurdum.
Sen anlat şimdi…
Neden seviyorsun bu kadar, çayı?
Pizzayı?
Uzay’ı..?
Siktir et anlatma…
Kayan yıldızları seyredelim.
Şşşş…
Küfrettiğimi babam duymasın.
O hep yalnız kaldığında gülerek küfrederdi.
Küçük Ayı çok güzel,
Gel otur.
Sonra da meyveli çay içelim…
…
Bu eserin telif hakkı yazarın (Ertuğrul KOÇLAR) kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.