Oldum olası sevmem vedaları.
Bugünlerde de tutturmuş gidiyoruz bakalım.
Bir seneye daha veda etme telaşı var herkeste.
Halbuki yıl dediğin nedir ki! Bir ömrü bölmüşüz aylara günlere… Bilmem kaç yapraklık takvimlerden ibaret oysa, tüketiyoruz birer birer…
Acelem yok benim, yeni güne merhaba telaşım olmuştur hep içimde.
Bir sabahı daha görebilmenin umuduyla yummuşumdur gözlerimi. Her gece yatmadan kurduğum saat sana da hissettirmedi mi içimdeki umudu.
Ha bir de elveda var ki! Bir daha görüşememenin dile dökülmüş hali değil mi sence de…
Dedim ya sevmem vedaları, ayrılığın derin sızısı işler içime.
Ve bir şarkı dolanır dilime. Orhan Seyfi Orhon’un yazdığı Yusuf Nalkesen’in bestelediği bu şarkı ilk başta her duyanın bir sevgiliye vedası olarak düşünülse de.
“Bana bir şey olursa ağlamak yok.” diyen kızına verdiği sözünü tutamamış bir babanın kızını kaybettiğinde dayanamayıp akıttığı için gözyaşlarını, çıkarır kağıdı kalemi ve bu sözler dökülür yüreğinden.
Hepimizin hala severek dinlediği bu şarkının sözlerini buyurun birlikte hatırlayalım..
VEDA
Hani o bırakıp giderken seni,
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda buseni,
Yüzüne bu türlü bakmayacaktın?
Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda,
Birini çağırmak için imdada,
Yaktığı ateşi yakmayacaktın.
Gelse de en acı sözler dilime,
Uçacak sanırdım birkaç kelime…
Bir alev halinde düştün elime,
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?
İşte buna benzer birçok hüzünlü hikayeyi barındırır sadece dört harften ibaret görünse de “VEDA”.
Bugünde milad olsun. Gelecek güzel günlere kocaman “MERHABA”.
Zeyno