Namütenahi…

Gözlerin,
Bazı dimağların penceresi,
bazılarının dürbünü
ve bazılarının da aynası gibi.
Baktıkça bakası geliyor insanın.
Denizin verdiği huzur,
Şiirlerdeki ahenklerin uyumu kadar içimi ısıtan,
Güneş gibi, bir o kadar göz kamaştıran, bir o kadar ihtiyaç duyulan.
Haberin var mıdır ki o gözlerinin ilkbaharın gelişini fısıldadığından,
Ya da ufkumu aydınlattığından?
Matem var içimde, onlara bakamadığım her an.
Hissediyorum,
Fırtına öncesi sessizliği.
Sanırım bağlanmaktan korkuyorum.
Sonra çehren geliyor aklıma,
Tebessüm ediyorum, usulca.
Velhasıl kelam, yüreğime serptin.
Kaplan kadar sert,
Aynı zamanda bir kelebek kadar masum bakışlarını.
Ancak unutmuşum, bana aşık olmadığını.
Sana zaten Mecnun idim,
Lâkin şimdi,
Yağmur sonrası elinde kahve, camdan dışarıya bakan,
Biçareyim.

Seni hep bekledim,
Tıpkı gökkuşağının çıkmak için can atması gibi.
Yağmuru beklerken ki heyecanını yaşadım.
Gün batımı vardır ya,
Güzelliğine hayran kalınır hani,
Aynı öyle sevdim işte.
Ancak,
yoksun şimdi.
Meyus haldeyim.
Ama sen söz vermiştin, umut yakmıştın yoluma,
belki bir gün olur diye…
Gerçi doğru ya (!)
Sözler tutulmak için değil,
O anı kurtarmak için vardır.
Sen de bunu düşündün değil mi?
Olsun yine de,
Dünyada kim her şeyin karşılığını, tam anlamıyla bulabilmiş ki?
Yalnız bilmeni isterim.
Sana olan sevgim,
Nâmütenâhi…

Elif KOÇ

Bu yazı Şair Durağı kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.