
Zamanın behrinde yaşamış ve hala hayatta olan güzide büyüklerimizin sohbetine nail olmak ne büyük ayrıcalıkmış.
Gösterişe gün geçtikçe, iyice bezenen insanlık; öz dediğimiz, sadeliğin ve tevazunun kendisine kattığı değerleri ve bu değerleri bize gösteren aktarıcılarını maalesef unutmuş durumda.
Bugün yoksunluk, görgüsüzlük ifadeleri ile isminin anılması gerekirken sözüm ona varlık göstergeli hayatların sahipleri; kendini anlatma ve herkesi, her şeyi görmezden gelip dinlememe hastalığıyla topluma zehir saçmakta.
Bu durum salt kendini anlatma ve ötesinde bir ihtiras ile her ortamda, her şartta konu sınırı olmaksızın anlaşılmayı bekleme tutumu dinlemeyi tahammülsüz kılarken insanlar arasında iletişimi de imkansız hale getirmiş bulunmakta.
Aslına bakarsanız bu denli bir tükeniş insanın yalnızlığı seçmesindeki unsurlardan birisi olarak karşımıza çıkmıyor değil.
Bu yalnızlık ötesinde bir yalnızlığa evrilerek tecrübe abidesi büyüklerimizi de yalnızlığa iterek öz denilen olgunun ve ulvi bilgilerin yeni nesillere aktarılamamasına da sebebiyet vermekte.
Maalesef göz göre göre hayatımıza tutaç olacak, bizi yaşam boyu tecrübeli kılacak yaşanmışlığıyla tesiri olumlu yönde kati olan ulu kaynaklarımızı kurutuyoruz.
Öyle ki dün ile sağladığımız kuvvetli etkileşimlerin oluştuğu ortamlar olan mahalle kültürü, sokak oturmaları, şadırvan sohbetleri, büyük ziyaretleri, hatta bayramlar büyüğünden küçüğüne herkesin dahil olduğu lezzetli sohbetler, hiçbir yazılı kaynakta bulunmayan emsalsiz hayata dair öğretiler yok olup gidiyor.
İnanır mısın son zamanlarda en çok özlemini çektiğim şey çocukluğuma damga vuran ve unutamadığım o günler. Geriye baktığımızda anılar niteliğine bürünen bu güzellikler kayıp hanelerimizde büyük ve kocaman bir çukur.
Tam bu noktada bugün yaşadığımız olumsuzlukların pek çoğunun müsebbibi bu kayboluşa göz yummamızın olduğudur.
Gayri ahlaki tutumların artması, kötü alışkanlıkların kolayca kazanılması ve toplumsal olarak bunların sorgusuz kabul görmesi; telkin de bulunmayı bilen, ikna eden ve doğruyu yöneltecek kadar dirayete sahip olan büyüklerimizle diyalogumuzun kesilmesi değil mi sizce ?
Bugün gecenin karanlığına kadar neşelendirdiğimiz sokaklar güpegündüz vakitler de dahi korku yediden yetmişe hepimize korku salıyorsa bunun nedeni bizlerin giden değerlerimizi görmezden gelmemiz mi değil mi ?
Ne yazık ki bu durum en çokta evlatlarımızı vuruyor. Bugün koruyanları olmayan mahallelerimizde top oynamak yasak diyen azıcık huysuz teyzelerimiz olmamasına rağmen çocuklarımız teknolojisi bağımlısı ve evlere mahkum.
Anlatıcısı, anlatmaya dayalı sözlü edebiyatı, temsil gücü yüksek olan bu toplum buralara nasıl geldi ?
Hepimizin farkında olduğu ama sessiz kaldığı bu kayboluşa dur demek için atalarımızdan hikayesi ile öğrendiğim bir sözün kuvvetli yansımasıyla herkese sesleniyorum ‘’ Gün Doğdamadan ‘’ ne olur özümüze dönelim.
Ahmet KİRAZ