Dünden Bugüne Kurumayan Irmak…

Dokunaklı cümlelerin tarihçesinde bağrı yanık insanların nefesi vardır. Yaşanmışlığı; ana tanık olmadan, resme bakmadan boğazın düğümlene düğümlene hissedersin…

Bugünlerde yirmi sene evvel kulağıma çalınan bu sözlerin mahiyetini yeni yeni anlayarak yâd eder, anlatılan hikâyeleri bedenimde hisseder oldum. Atalarımız her ne kadar söz uçar yazı kalır demişseler de şunu es geçmişler; tesirli söz yazıdan daha bâkîymiş…

Rahmetli dedemin neslinin tedrisatından sağlam geçtiğini düşünen biri olarak yâd edilen dünlerin ve misallerin vakaılığı bende hiç bu kadar net vücut bulmamıştı.

Bu bolluğun yokluğu da olacak evlâd…

Yılan bile toprağı yalayarak yer evlâd…

Gün günü aratır güneşin yokluğunda ayaz bile kıymetli olur evlâd…

Haklılarmış…

Kulağımız işitti ama anlamamız, anlamlandırmamız bugünlereymiş.

Şimdi sabah akşam kulağımıza enjekte edilen, ruhumuzu kemiren, dünyamızı ters düz eden bir salgın ve hemen ardı sıra ikincil olarak üst tonda dillendirilen, kapımızda olduğu söylenen bir kıtlık ile susuzluk; katıksız günlerinizin hissiyatını hafif hafif yel gibi düşüncelerimize estirerek mânâda ve idrâkta sanki bir uyandırma yaşatıyor bizlere…

Ve hiç olmadığı kadar teskîn arıyoruz.

Korkuyu, umutsuzluğu yenecek tecrübeyi yanı dibimizde görmek istiyoruz.

Bilmiyorum siz de durum nedir ama ben sık sık âh dedem sen olsaydın ferâhın yeterdi diyorum…

Dünde ezberi ve benzeri yaşanmış olan bugünleri, dün acısıyla bağrı yana yana yaşayanların ellerimizden tutmasına çok ihtiyacımız var.

Bir de fazlasıyla duaya…

Sağlıcakla…

Ahmet KİRAZ

Bu yazı Ahmet Kiraz, Denemeler ve Hikayeler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.