Bir nefes bağ kokusu doldurdum ceplerime
Bir sıra meşe palamudu dikili yollara
Serptim zeytin tanelerimi
İnce uzun bir kavak altı buldum dinlendim
Biraz uyudum
Çokça uyandım derinlerimden
Hava aydınlandı
Ben karardım
Üzüm topladım bağlarından bu memleketin
Sandık sandık
Yaptım şarap
İçtim sarhoş oldum
Ayıldım, ayrıldım düşlerimden
Bir saman kağıt çıkardım sırtımdaki küfeden
Kestim içimin çınarını
Oydum, yonttum, kurşunladım yüreğini
Karaladım samanı.
Sarıdan siyaha döndü özü
Güzel yüzü
Hangi sayfasına düşecek bilmem bu kalın,
Bu külçe kitabın
Bu saman sarısı.
Yüreği kurşun bu çınar
Büyütecek hangi çocuğu bilmem
Hangi dağdaki çoban
Hangi kırdaki gelin
Takacak bu satırları kulağına küpe
Sırtına gocuk bilmem..
Ve ben hangi düşle düşeceğim
Yine yollara
Yeni diyarlara bilmem..
Seni getirecek mi tane tane zeytin
Uçsuz bağlara, bahçelere
Yoksa bir karınca yuvasına kışlık mı olacak
Çürüyen çarıklar,
Yorgun diz bağları bilmem..
Ben dağların yoksulu,
Ben bu dağların çobanı,
Ben bu kırların kızıl saçlı geliniyim.
Şaraplar yapar,
Salkım öğüt kavak altında
Sana dinlenirim
Aşım yoktur, sırtımda bir küfe
Bağ kokusu toplar öyle geçinirim
Kulağımdaki küpeler düşlerinden yadigar,
Sırtımdaki gocuk soğuğuna perde.
Sarısı siyaha dönmüş samanlardır yatağım
Ve bir gün
Güzele uçacak kırlangıç doğuracağım…
Kübra CANBAZ