Geçmişimin benim peşimi kovalaması gerekirken,
Ben geçmişimin gerisindeyim.
Beni yıkıp geçti.
Bi enkaz gibi ortada duruyorum.
Arabalar üstümü çiğneyip geçiyor hızla.
Ha…Bir de geçerken içtikleri ağız kısmı simsiyah olan şişeleri atmaktan da çekinmiyorlar.
Çekin diyorlar.
Çekin diyorlar şu leşi lan!
Senin…
Ah be yavrum.
Ben ne zaman dayak yersem,
Senin gökyüzünden kopup geliyorlar martılar.
Geliyorlar ve kulağımın içinden geçip beynimde yuva kuruyorlar.
Bir çadır…
O çadırda ilk yardım çantaları.
O an anlıyorum işte leyleklerin değil de martıların insanları hayata getirdiğini.
Küçük bir hayal kırıklığı.
Hayallerimin kırıntıları kehribar gözlerime kaçıyor.
Ve ağlamaya başlıyorum.
Hıçkırıklar çoğalıyor,yankılanıyor.
Acıyor diyorum..
Gökyüzüm,gök yüzlüm kalbim acıyor!
Bu sefer düşüncelerim beynime batmıyor.
Bu sefer dünyanın insanları kalbime batıyor!
Bu sefer sen gel.
Bu sefer sen gel de anlatamayayım derdimi.
Derdimi anlatıp da ağlamayayım bu sefer de.
Değişiklik olsun ha bu sefer de?
Sen beni sev.
Ben gülmekten başka cevap vermeyeyim sana.
Ya da…
Bu sefer sen de sev.
Soruları geride bırakalım.
Yaslanalım armut koltuklara,
Yaşlanalım salt kum sahillerinde.
Sonracığıma oturalım önüne şöminenin.
Ama fazla yakına değil ha!
Yanarız yoksa.
Ben zaten külüm de,
Gülüm için anka kuşu gibi doğup yine yanarım.
Neyse.
Otururuz önüne şöminenin,
Odunların ateşte çatırdamasının eşliğinde okuruz kitaplarımızı.
Saçlarının kokusu beni benden alır,okuyamam kitap falan.
Bi kat salam veririz küçük dostumuza.
Madem kitaba ara verdik…
Nerde kalmıştık?
Ah! Saçlarında kalmıştım değil mi?
Bambaşka cennette.
Dünya demiyorum bak…
Dünya kötü bir yer.
Bambaşka haliyse daha da kötü bir yer.
Bunu bilmek için dünyada yaşamana gerek yok.
Çünkü dünyada yaşamıyorsan,
Zaten biliyorsundur dünyanın nasıl bir yer olduğunu.
O yüzden saklanmıştın ya kalbime!
Ben bile görememiştim hani..
Sonrasında sen söylemiştin de gelip sarılmıştım sana.
Çok korkmuştum seni göremeyince.
Sensizlikten titrerken,
Bir de sessizlikten git diyordum.
İçimden bas bas bağırıyordum sarıl bana diye.
Duyamıyordun tabii…
Kapatmışlardı kulaklarını.
Hiçbir gerçeği duyamıyordun.
Gözlerini…
Ah hatunum!
İçinde bir ömür çocuk kalabileceğim gözlerini bağlamışlardı aklım hâlâ almıyor.
Göremiyordun çaresizliğimi.
Görelim yorgun halini umutlarımın.
Gene mi yorgun kalbimin kuruntuları?
Of! Boşver beni.
Sayıklıyorum yine dünyanın üç bucağında uyurken.
Ve en uç kucağında dururken senin,
Saçmalayabiliyorum böyle işte.
Çıkalım şu bungalovdan.
Karda ayak izlerimizi bıraka bıraka,
Ağaçlara kokumuzu sindire sindire gidelim.
Buzun üstüne,merkezine gidip oltayla çiğ sevgi tutalım.
Aşkımızın ateşinden yanar kendisi.
Şimdi diyeceksin ki,herşey yanar iki elimin arasında.
Hayır.
Al mesela kalbimi,
Koy iki elinin arasına.
Sımsıcak oldu mu peki?
Olmaz tabii.
Bu kalp deli gibi hızlı atar senin bi köşesinde duran,
Parıltısına taptığım gözlerini her gördüğünde.
O kadar hızlı atar ki tanrıçam,
Tüm rüzgârları kendine hayran bırakır.
Ve tüm seher yelleri onun peşine takılır.
Senin ellerin bu yüzden ısıtamaz benim kalbimi.
Ancak,
Senin en yaşlı ve en genç volkanları bile patlatabilen kalbin…
İşte o kalple bana sarılırsan benim kalbim ısınır.
Sarıl bana sevgilim.Üşüyorum.
Emin Yurtgül
Hayalimde Bir Hayat… için 1 cevap