Büyüdü İçimdeki Çocuk…

Başlarsam anlatmaya, tutamazsın gözyaşlarını. Hazır mı, gönlün buna.?
Bedenler soğumuş, vücud biçimsiz bir iskelet ; yakılmış onca umut, hayaller yarını beklemez artık..
Kaderin dönüm noktasıyla yüzleşmek, bugüne kısmetmiş..
Yıllardan beri anlatılan meskendeyiz şimdi ;
Tekgöz Cengiz, Pele Samet, Çapkın İbo ve ben..
Mahallede oynarken, yere düşünce tek gözünü kaybetti Cengiz, gel zaman git zaman oldu sana Tekgöz Cengiz. Her gün sabahtan akşama kadar koştururduk mahallede.. Eskicisi, bozacısı, devriye atan bekçiler eşliğinde..
Pazardan gelenler, halısını çırpan teyzeler ; ezan yaklaşınca, şadırvanda iki lakırtı için toplanan dedelerle birlikte geçerdi her günümüz..
Taştan iki direk, yol boyunca saha yapardık kendimize ; ilk aşkın, ilk kaçamağın, ilk ağlamanın yaşandığı sokağımızı..
Öyle bi top oynardı ki Samet, sıska bacaklarıyla her vuruşunda topa, alırdı örümcek ağlarını. Kıvrak yapısıyla, esmer teniyle tam bir topçuyu andırırdı, Pele Samet..
O zamanlar ‘ elim sende ‘ oynarken, gönlünü kaptırmış ve mahallenin en güzel kızını tavmıştı İbo ; eee haliyle grubun tek nişanlısı Çapkın İbo..
Bana gelince ; ben anlamam hiç bir şeyden. Babadan yetim, anneden öksüz kalmışım ; cami imamıyla beraber yaşar olduk, tâ küçüklüğümden beri. Arada sokak sokak dolaşır simit satar, çoğunluğuyla esnafın ayakkabısını boyardım ; ben deniz Sigortacı Ahmet..
Küçüğünden büyüğüne, bi sıkıntı çıktımı ben koşardım yardıma, bakma öyle durduğuma, pek fazla bir şey bilemem ama mahallenin dinamosuydum daha o yaşlarda..
Bir bahar günü hiç ummadığımız bir şey yapmıştık o gün. Paramız olmadığı için Bakkal Necmi’yi gasp ettik dün. Durur mu hiç yerinde, ispiyonladı hemen bizi..
Vurdular birer kelepçe, attılar bizi nefessiz meskene..
Giriş kapısında bıraktık, üzerimizdeki bütün emanetleri. Sigara yok, hasta olmak yok, şımarmak yok. İlk bağırış, ilk çığlıklar, ilk işkenceler ; daha ilk günden mi başlar bunca şeyler.?
Yerleştirdiler bizi ; enine boyuna elli kişilik dumanaltı koğuşa. Nefes yok, hava yok, tanıdık yok, gülmek yok ; sahi ne vardı burda.?
” Allah kurtarsın ” diyerek, çektiler sürgüleri yeniden karanlık koğuşun üzerine ; bütün gıcırtıyı hissediverdim içimde. Tarifsiz bi burukluk, bir an da büyüyen bi çocuk kaldı içimde..
Meraklı ve şaşkın sözler arasında, demirden yataklara emanet ettik bedenlerimizi ; morga konulmuş ölüydük sanki..
Bir duvarda Orhan baba, diğerinde imparator asılıydı, boydan boya ; meğerse derdin döndüğü noktaymış bura..
Bütün kirli çamaşırlar, bütün bulaşıklar, leş gibi tuvalet taşları ve kanlı koridorlar ; günlerce susarak, temizledik buraları..
Güçsüzün ezildiği, fakirin hor görüldüğü, özgürlüğün kısıtlandığı dört duvar ; ya bizden geçeceklerdi ya da bırakıp gidecektik bedenlerimizi..
Tek bir işareti korku salar, her sözü emir yerini tutarmış ; büyük koğuş ağasının ; bilemedik, günlerce dayağını yedik ; halbuki biz daha çocuktuk oysa..
Bahar neydi, kuşlar nasıldı, rüzgar nasıl eserdi burda? Unutulmuş bütün duygularla, teslim olduk karanlık koğuşlara. Bahane istemez hayatın, tek gerçek davası, oyunu kuralına göre oynamakmış burada..
Elimdeki bütün kozları açmış bulundum, ben kendimi daha ilk elden ortaya koydum. Geç farkına varsam da bunun, alınması gereken bir intikamı vardı bunun..
Son gecemiz, eve dönüyoruz artık. Son tur, son oyun, son savaşımızdı artık ; bu gudubet yerde. Kapıdan çıktığımız gibi, görüşmemek için sözleşmiştik, can yoldaşlarımla. Şayet unutmak için birbirimizi kaybedecektik..
Kaderin cilvesini, feleğin oyununu, hayatın tokadını yiyerek çıkıyorduk kapıdan. Adamlığımız değildi, çocukluğumuzdu tek hazinemiz ; onu koruyup devam ediyoruz şimdi alınmış intikamın keyfini sürerek..

Dinlemek İçin:

Furkan KOCABAS

Bu yazı Denemeler ve Hikayeler kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.