Sabahın en uzun vakti susamın simitle koktuğu, çayın en demlisiyle buluşmasıydı…
Oturmuş tabureye, sırtını duvara vermişti genç adam
Kalın kumaş bi kaban , boynunda atkısı, başında da el örmesi anne mirası beresiyle yaslanıyordu duvara…
Manzarası güzel kahvenin en muazzam köşesine denk gelmişti bu sefer; yüreğinin götüreceği ,hayalinde kuş gibi süzeleceği yeri seyrediyordu hafif kısılmış gözleriyle…
Az biraz uykulu , hafiften ayık kafayla ; kuş seslerini kulağının için de , renklerini ise bedeninde hissederek yaşıyordu şehr-i istanbulu .
Okumak için gelmişti gurbete…
Dilinden anlamadığı yerin , adım attığı yere hayran kalarak yaşamasını getirmişti kader önüne…
Her sabah, her akşam boğazında bir düğüm, gözleri yokmuş gibi damla damla yaş; içinde bi anne özlemi…
Babasını küçük yasta kaybetti küçük genç, eli ayağı ,kolu kanadı, babası,abisi olmuştu annesi…
Dumanı bacasında tüten evin, çömlekte pişen yemeğin tadını bilirdi annesinin elinden…
Bitirdi simidini yaktı sigarasını; yeni gelen çayıyla da daldı yine uzaklara…
Köyünü özlerdi, kuzusunu ,kedisini ama en çok ta merhametiyle onu büyüten annesini…
Kalktı ayağa birden demir parmaklıkların oraya gitti, daha derine sanki uçacakmış hayaliyle daldı bu sefer…
Tek düze hayatında , aşkı başında içinde vücudunda…
Fotoğraf karesi gibi gülerek baktı uzağa sanki eli annesi görür gibi…
Nefesini çekti içine yeniden derince.
Söndürdü sigarayı ,attı izmaratini , büyüyordu genç adam ; biraz dumanla biraz aşkla biraz özlemle amma en çokta uzaklara dalan hayalleriyle…
Sardı birden bütün bedenini usulca gelen yağmurun soğukluğu…
Baktı masmavi gökyüzüne , simsiyah gözleriyle…
Sanki içindeki göz yaşını bulut hediye ediyordu ona ; bir buluta baktı birde eline düşen damlaya..
İstemsizce kızarmış gözlerinden döküldü yaşlar hem içine hem yüzüne …
Büyüyordu genç adam, biraz yaşla biraz hasretle biraz da tecrübeyle…
Derin bi nefes aldı ve dedi kendi kendine :
Uzağım sana anne, içimdeki hasretin , cebimde resmin ,kalbimde merhametinle …
Yakınım sana anne, babamın yokluğuyla, hayatın acımasızlığıyla…
Araftayım anne; ne sen alırsın burdan beni ne de ben gelirim kendime…
Furkan KOCABAŞ
için 2 cevap