MEVSİMLERİN ESKİTTİĞİ DALLARIN İNSANI…

Alışılmadık sabahlara uyandığım bugünlerde umut ile karamsarlık arasında kaldığım zamanlardayım. Gün kavramı eskisinden de beter. Gece ne zaman gündüz kim? Tanımıyorum …

 İnsan bir imtihan yoluna girdiği zaman mutlaka çıkarımlarda bulunuyor ya da Haruki Murakami gibi bir betimlemeyle noktayı koyuveriyorsunuz. Söz o dur ki:” Fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığınızı hatırlamayacaksınız. Nasıl hayatta kaldığınızı da. Hatta fırtınanın dinip dinmediğinden bile emin olamayacaksınız. Ancak bir şey kesindir; fırtınadan çıktıktan sonra fırtınaya girenle aynı insan olmayacaksınız.” Elbette tecrübe dediğimiz şey, bizim büyümekte olan hayat ağacımıza gözyaşlarımızla can vermemizden gelir. Sulamayan fidan fırtınaya ve kuraklığa yenik düşer.

İmtihan bu ağacın neresinde?

Ne kırılgan yanlarımız var bizim. Kimimiz yaralarımızı sarmak için gülüşlere sığınırken kimisi etrafına duvar örüp yalnız kalmayı tercih ediyor. Kimisi, ömrü boyunca aitlik hissinden eksik yaşarken son durağı olan mezarı, kendisine yuva görüyor.

Biz bir parça tohumla toprağa ekilmiş ağaçlarız. Hayatın bize en büyük kumarı en ince, en kırılgan yanlarımızdan vurması… Bir ağaç neden budanır? Neden ince dallar ağacın gövdesinden ayrılır?

Toprağa olan gücünü yeterince versin olgun bir ağaç olabilsin diye. Demek ki korkularımızla yüz yüze gelmek, ummadığımız yerlerden yara almak bizim en kırılgan yanlarımızdan arınmamız için.

Gövdesinden kopan ince dallar gibi yüreğim: Neresinden kopuyorsa canım, oradan budaklanan dallarıma tutunur ellerim.

Biz değil miyiz zaten: Beşiğe tek konulup, ömrümüzü uğruna değmeyecek insanlar için mücadele edip mezara tek bırakılıp, üstüne ilk toprak atanlarının canından çok sevdikleri olan insanoğlu… Bırak sarsın her yanını balta izleri, sen senleyken onarır yüreğini.

Aşikar Yapıcıer

Bu yazı Denemeler ve Hikayeler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.