
Anadolu tasavvuf kültüründe çilehaneler ile ilgili gerek makaleler gerek araştırma metinleri hazırlanıp sunuluyor. Çilehane: İslam dervişlerinin dünya işlerinden el ayak çekip, az yiyip az içip az uyuyarak kendisiyle baş başa kalmasına denir. Örnekleri de vardır elbet: Yunus Emre Çilehanesi, Hacı Bektaş-i Veli Çilehanesi, Somuncu Baba Çilehanesi…
Eskiler böyleydi peki biz şimdi neredeyiz? Kendimize alçak tavanlı küçük odalara ne için hapseder olduk? Kendimizi bulmak için mi yoksa kendimizi unutmak için mi? Pek çok soru vardır cevap veremediğimiz. Bildiğimiz şey ise bir göz odaya ruhumuzu kıstırdığımızdır. Nice evlerin odalarında geçen ruhların çilesi…
Belki de çile biz olmuşuzdur.
Yüzümüzün gülmemesi ya da gülmesi, içimizin bir dolap gibi açıp baktırabilir mi? Odalara hapsettiğimiz, bir çift gözü bir ekranda bırakıp bir uygulamadan diğerine dokunurken neyin üstünü örttüğümüzün kendimiz bile bilmezken, bir çilehaneye var mıdır gerek?
Sen zaten âlem çelehanesindesin.
Seni çilehaneden kurtarmak lazım.
Anlaşılamamanın da payı var aslında, “Zaten anlamazlar.” Deyip de köşeye çekiliyor insan. Çekildiği köşeden sessizce kendi çilesine gömülüyor. Belki bir sokakta, belki bir mutfaktaki sandalyenin üstünde; karanlık bir odada son ses bir sezen şarkısında …
Zamana bırak dedikleri budur aslında. Usul usul sindiremediğin ne varsa, gafil bedendedir halvet ettiğin o oda. Unutulmuyor ne varsa, unuttuğumuzu sandıklarımız alıştıklarımızdır aslında.
Aşikar Yapıcıer
ŞU GAMLI DÜNYANIN ÇİLEHANESİNDE BİR DANE… için 1 cevap