
Çocukluğumun ezikliği var bugün.
Çocukluk işte, geçmiş silik zaman.
Biraz, babamın ak düşmemiş saçları,
Cebinde balon parası bile olmadığı zaman.
O zaman, çocukluğumun zamanı.
Sadece düşünce ağlayan gözlerim.
Küçük dertlerin, büyük devası
Çocukluğum…
Bilir misin içimde tarifi olmayan bir burukluk var.
Bisikletim olmadığı için bisikletli çocukları izlediğim,
Benim buruk olduğumda, başka çocukların mutlu olduğu…
Geri dönsem dediğim saflık var yine de,
Bayramda alınan bir çift ayakkabı kadar işte,
Bilir misin, oyun için topladığım taşları özledim.
Şimdiyse yüreğimdeki taş, yaşımdan da büyük.
Okul çantamı özledim.
Çocukken annemin okul dönüşü, sırtında taşıdığı çantamı.
Şimdi ne taşıyorum sırtımda bilmiyorum.
Bazen: “annem kadar vicdanlı olsaydı ya dünya” derim.
Bilirim bu kadar yorulmazdım oysa.
Büyüme arzusunu kamçılayan neydi baba?
Ben bana kalanlarla yetinirdim o zamanda.
Şimdi yarımların arkasından kalanları tamamlıyoruz,
Nesillerin yaşından büyük ihtiraslarla.
Kalem-i Aşikâr