Tatar Çölü…

       IL DESERTO DEİ TARTARİ adlı romanın Türkçe karşılığı Tatar Çölü. İtalyan yazar Dino Buzatti’nin ilk ve en önemli eseri aynı zamanda. Hülya Tufan’ın çevirisiyle kitabı okuma fırsatı edindim. Aslında kitabı okuma konusunda beni kışkırtan Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı’nın başarılı yazarlarından Mehmet EROĞLU’ nun: “ Ben insanları ikiye ayırıyorum; Tatar Çölü’ nü okuyanlar ve okumayanlar…” sözü oldukça etkili oldu.

***
Kitabı edindikten sonra sabırla, hiçbir ayrıntıyı atlamadan okumaya başladım. Sayfalar ilerliyor, fakat olağan üstü hiçbir olay ya da hiçbir ifade karşıma çıkmıyordu. Yalnız kitapta her an bir şey olacağına dair beklenti, kitabı elimden bırakmama da engel oluyordu.

***
Kitabın olay örgüsü, İtalya’nın sınır kısmında çok eski zamanlarda yapılmış Bastiani Kalesi’nde askerlik görevini yerine getirenlerin, şehrin renkli hayatından uzak, hiç gerçekleşmeyecek bir beklentinin gerçekleşmesini beklerken, birbiri ardına geçen günlerin farkına varmadan grileşmelerine dayanmaktadır.

***
Romandaki belli başlı olaylar: Uzun ve dönemeçsiz Tatar Çölü’nden Bastiani Kalesi’nin surlarına gelen esrarengiz bir atın kalede ortaya çıkardığı müphemiyet, Lazzari adlı askerin bu atı almak için, kale komutanlarından izinsiz kalenin dışına çıkması ve parolayı bilmediğinden aynı bölükte askerlik görevini sürdüren Martelli adlı asker tarafından vurulması… Bir sınır belirleme operasyonunda Teğmen Angustina’ nın zorlu hava koşullarına direnememesi ve hayatını kaybetmesi…Onun için Bastiani Kalesi’nde yapılan seremoni ve teğmenin defini… Kalede otuz yılını geçiren Albay Giovanni’nin yıllarca kalede kalma ihtirasını besleyen olası bir savaşın, tam da onun hastalığının nüksettiği günlerde ortaya çıkması; lakin onun bu cenge katılamayacak kadar bitkinliği ve bu sebepten kale komutanı Yarbay Simeoni tarafından şehre gönderilmesi… Albay Giovanni’nin şehre gittiğinde,ölümü beklerken, ömrünün son dakikalarını, yaptığı tercihlerden ötürü sorgulayarak geçirmesidir.

***
Yukarıda saydığım olaylar silsilesi aslında bir kitabı başarılı kılmak için son derece yetersiz. Herhangi bir sıradan romanda da bu tarz vakalara tanık olabiliriz. Tatar Çölü’nü farklı kılan , bu kadar stabil gitmesine rağmen tıpkı Bastiani Kalesi’nin sakinleri gibi bizi sürekli bir beklentinin içine sevk etmesi ve kitabı okuyup bitirdiğimizde istintaklarla bizi baş başa bırakmasıdır.

***
Roman, subay okulundan mezun çıkan Teğmen Giovanni ’nin ilk görev yeri Bastiani Kalesi’ ne giderken, uzun bir yolculuktan sonra Yüzbaşı Ortiz’le karşılaşması ve onunla aralarında geçen diyalogla bize kapılarını açıyor. Ardından soluk ve yorgun görüntüsüyle, insanın ruhuna kasavet veren Bastiani Kalesi’ne ulaşan genç Teğmen Giovanni’nin, en kısa zamanda şehrin cıvıl cıvıl hayatına gitme isteğiyle besleniyor. Romanın devamında ise tam şehre gitme hayali gerçekleşecekken basit bir askerlik gururu yüzünden bu hülyasından vazgeçip kalede kalmayı kabul eden Giovani’nin, olası Bir Tatar savaşı için ömrünün en güzel yıllarını bu kalede heba etmesiyle süregidiyor.

***
Bu zaman zarfında kahramanımız kalede yılların nasıl geçtiğinin farkına bile varmıyor. Birkaç gün kalıp gideceği bu viranede otuz küsur sene-i devriyeyi geride bıraktığını, üzerine giydiği kıyafetlerin bollaşmasından, yüzündeki çentiklerin belirginliğinden , ve beyaza bürünen saçlarından anlıyor. Bir sabah ayağa kalktığında, artık ayakta durmaya dahi dermanı olmadığını görünce, Albay Giovanni hayretler içinde kalıyor. Bunca yıl ne zaman geçmişti diye.

***
İşte bu alegorik kitap tam da bu bağlamda, karın boşluğumuza acımasızca tekmeler indiriyor. Elimizde fırsatlar varken, ve bu fırsatları yerine getirebilecek iktidara sahipken, ötelenmiş bir iki serabın peşinden koşarak, hayatın arka planında kalıp ömrümüzü havanda su döverek geçirmenin bizi nasıl bir sona gark edeceğinin çok sert bir eleştirisini ortaya koyuyor.

        ***
Hayatın çok kısa olduğunu , mevsimleri güzel yaşamak gerektiğini, tercihlerimizi hayaller üzerine değil, gerçekler üzerine inşa etmeyi, sevdiklerimizle vakit geçirmeyi “tutunanlardan” olmayı, okurlarının iç dünyasına kazıyor.

                                       ***
Kitabı okuyan kişilerden biri de Enis Batur’dur. Yazarımız bu kitabı okuduktan sonra kitapla aynı isimle mezkur, aşağıdaki şiiri kaleme almıştır. Kim bilir belki gizil dünyasında cevher barından birileri gelir, bu kitabı okur ve o da şiirler yazar.

***
Tüfek çatılacak, çat
Sahildeki nöbetçileri değiştiriyor
Teğmen Giovanni; sigarasını sarıp
Kibrit çakıyor avcunun içinde.
Alabildiğince uzuyor deniz,
Kumsalda molaya ve geceye
Doyamıyor kopkoyu askerler.
Filolar uçaklar gelecek
Bir gün gelecek
Denizin ve ufkun dibinden
Düşman sökün edecek.
Kolaydı gelmeyecek yolcuyu bile
Beklemek’ diyor Albay Giovanni:
Ya sonsuz bir belkiyle
Sonsuz bir belkiyi beklemek…

***
Ve benim de dilime Arif’e ait şu beyit dolanır:
Iş bu manayı bedihi yeni bir gün gibidir.
Ömür bin yıl da olsa yine bir gün gibidir.

***
İçimizdeki kalelerden ve çöllerden kurtulmak dileğiyle…

Bu şiirin telif hakkı yazarın (Gürhan YAZICI) kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Bu yazı Gürhan YAZICI İle Kitapların Sesi kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.