Dilhunların Bozkırı…

Uzun zamandır yüzüne güldüklerime içimde dargındım. Yüzümdeki ve gönlümdeki çelişkiyi kaldırmak için şehirden çıktım. Yaşamak umurumda olsun diye, aslında biraz da. Güzel şeyler umut verir Güzellik, nefsin ve arzuların afyonudur. Yaşamak arzusunu tetiklemek için çıktım yola.

  Bu bilinçle çıktığım yolda, dere kenarında bir çay bahçesi oldu. İçimdekiler yerinde kalmadı elbet; çünkü gittiğin yere de aklındakileri getirir insan, ama bir yere bırakır.

 Suyun sesi… Çınar yapraklarının arasından ne güzel de geliyor. Toprak kokusu, akan suyun ferah kokusuna karışıyor. İnsanları duymuyorum. Mürekkep bulaşmış ellerimle çayımın demine dertlerimi de katıp içiyorum. Bir de sigara… Ah, nasıl da genzimi yakarak geçiyor duman bedenimden! Bilirim, alışkın değil ferah duraklara.

Birden söğüt ağacındaki kuşların seslerini bastıran bir ses duydum:

Boş ver!

 Sanırım birileri içindeki, kanayan irinli yaranın kanını boşaltmak istemiş; fakat akan kana pansuman beklerken, çamur sürülmüş. Şaşırmadım, hem de hiç! Nedir, bu boş veeer nidaları?

 Boş vere vere boşluğun sonunu göremez olduk. O boşluk: çölde suyun derinliğini hesaplamadan kuyuya kendini bırakan, bedevinin bilinmeyen akıbeti olduk.

İnsan, dertlerinin yeşil ormanı mutluluklarının bozkırı… Bozkırda çiçek açmasını istediği için anlatmak ister insan. Anlatınca geçmiyor ama bir soluklanıyor, hamallığını yaptığı kaderine.

 Ah, Dilhunlar! Boş verseler zaten derman için kapı kapı gezmezler işte.

Oysa insan darlığın diline mühür vursaydı, şifayı bir başka insanda aramazdı. Ben beni anlamayanlara alışınca kendime anlattım dertlerimi. Milyar insan içinde de beni anlayanı bulacak değilim ya. Aklımdakileri de benimle götürdüm bu yüzden. Artık ölümü beklerim kendimle yalnız kalmak için.

Sessiz, kendimle, öylece, baş başa…

Kalem-i Aşikâr

https://twitter.com/asikarofficial

Bu yazı Şair Durağı kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.